Tanıdığım bir avukattan aşağıdaki yorumu aldım. Bu plandaki rantın büyüklüğünü de düşününce makul olan bence de budur:
Fiili ifa gerçekleşmiş olmakla birlikte, sözleşmede kararlaştırılan bedel sabit bir para ücreti değildir. Yüklenici klasik bir mühendislik hizmet bedeli almamakta, taşınmazın değer artışından pay almaktadır. Bu durum sözleşmeye ekonomik anlamda bir “katma değer paylaşımı” niteliği kazandırmaktadır.
Ancak sözleşme yapılırken esas alınan imar avantajı, mahkeme kararı ile tüm parseller için geçerli hale gelmiş ve yüklenicinin sağladığı özel ekonomik üstünlük ortadan kalkmıştır. Bu nedenle sözleşmenin ekonomik dengesi değişmiş, başlangıçtaki varsayımlar geçerliliğini yitirmiştir.
Bu çerçevede, devredilmesi kararlaştırılan parsel oranının Türk Borçlar Kanunu m.138 kapsamında uyarlanması, yani oran indirimi yapılması hukuken mümkün ve makul bir çözüm olarak değerlendirilebilir.
Kanun maddesinden anladığım kadarıyla 138. madde çözüm olamaz. Orada borcun ifa edilmesinin imkansızlaşması, çok güç hale gelmesi dayanak gösteriliyor.
Halbuki ortada böyle bir durum yok.
Plancı, payını daha sonra devralmak üzere hisse sahibinin üzerinde bırakmış. Yani, ücret olarak belirlenmiş arsa miktarının hala hisse sahibinin üzerinde olması gerekir ve plancıya devrederek borcunu ifa etmiş olur. Bu sebeple imkansızlık veya çok güçleşmesi gibi bir durum sözkonusu değil.
Ayrıca, plancının payını satmış olanlar ise bu maddeden yararlanmaya kalksalar kötü niyetle hareket etmiş duruma düşerler. Plancı, hisse sahibinin ücret için belirlenmiş olan payı satmak yoluyla kötü niyetli davrandığını, asıl mağdur olanın kendisi olduğunu iddia edebilir.