Başınıza Gelen Trajikomik Olaylar

  • Konbuyu başlatan Konbuyu başlatan tekayak
  • Başlangıç tarihi Başlangıç tarihi

tekayak

Acemi Er
Kayıtlı Üye
Katılım
27 Ocak 2024
Mesajlar
10
Beğeni
6
Puanları
153
1/3
Konu sahibi
Merhaba arkadaşlar, bu başlığı da başınıza gelen trajikomik olayları paylaşmanız için açmaktayım. İlk olarak kendimden yazayım, başlığı yazan biri olarak, biraz uzun olabilir.

Yıl 2012, o zaman Honda aracım var.

Bir arkadaşım ile yolda giderken dedi ki, "Yola çıkarken sağına baksana."

Ben: "Çok konuşma, göz ucuyla bakıyorum, sen kendine bak, iki araç pert ettin. Bana akıl veriyorsun."

Arkadaş: "Başına gelirse anlarsın," dedi.

Tabii ki, olaylar bundan sonra başlıyor. Beddua mı etti, ne bilemedim ama :)

Ben: "Sabah 10:00 sularında evden çıktım, işe gidiyorum. Arabayı sollamamla ışıklarda duran pikap araca vurdum. Haliyle ön gitti, işin kötü tarafı ertesi gün olması."

Tabii ki suçluyum, karşı tarafta bir şey yok, ben arabamı kaskodan yaptırdım.

Olayın devamı da geliyor. Aradan 2 hafta geçti, şirketten çıktım, imalata geçeceğim. Yolda birinin kapısını açtığı için kapıyı götürdüm. Kaçacak yer yok, tabii tek şerit kalıyor arabaların parkından dolayı.

Neyse, yine tutanak vs. gittim yaptırdım. Arabadan aradan 1 hafta geçti, bayram tatiline gideceğiz. Arabayı otoparka bıraktım, bir geldim arabanın arka tamponu yok :) Adamlar vurmuş, onu da yaptırdık. Neyse, bayram tatiline git gel.

Aradan 2 hafta kadar geçti, geçmedi. E5 sol şeritte gidiyorum, 100 gibi hızım var, arkadan biri bodoslama daldı :) Annem, ablam arabada olduğu için ses etmedim, kartımı verdim, dedim sonra tutanak tutarız vs. Tabii adam sonra itiraf etti, telefona bakıyormuş ama arka taraf gitti, araba yol aldığı için gittim.

Arabayı yaptırdım, aradan 1 ay kadar geçti, geçmedi, kurban bayramına 1 hafta kadar var. Kurban bakmak için imalattan işimden çıktım, İkitelli civarı TEM otoyola bağlandım, trafik dur kalk tabii.

Arkadan tır vurmaya başladı, frenden ayağımı çektim, o vurdukça araba gidiyor. Kornaya basıyorum ama duymuyor vatandaş. Neyse, duydu, durdu, tutanak vs. gittim yaptırmaya.

Artık tamirci bile "yağlı müşteri" geldi diyordu :) Yaptırdık, vs. Daha bitmedi olaylar :) 1-2 ay kadar zaman geçti, geçmedi, arabayı sokağa park edeceğim. Babam dedi ki, "Buraya park etme, vururlar." Dedim, "Buradan iki araba geçer."

Demez olaydım :) Sabah kalktım işe gideceğim, bir baktım sağ önden arkaya kadar çökerterek sürtmüşler, komple iki kapı boya :D Yaptırdım.

Artık diyorum, "Bir şey olmaz, ya biter mi?" Bir gün kalktım, sağ arka kelebek cam kırık, 2 gün sonra bagaj kilidi kırık :) Her neyse, bu anlattığım olay 6 ay içinde gerçekleşti.

Araba tam bir boyama oldu. Arkadaşa gittim, sonunda "Beddua mı ettin, ne ettiysen geri al, sözümü geri alıyorum," dedim.

Arkadaş: "Yok ya, ne beddua edeceğim," dedi. "Bir tatlı al," dedi, aldım. Sonrasında daha arabanın başına bir şey gelmedi, daha ne gelecek olabilirdi ki :D

Sizlerde varsa hayatınızda, kısa olmak şartıyla :) bu başlık altında yazabilirsiniz. Benimki biraz uzun oldu. Okuyan, okumayan herkese iyi forumlar dilerim.
 
Moderatör tarafında düzenlendi:
Konu sahibi
Arabayı satalı çok oldu en son mini cooperim vardı onu pert etmiştim sonrasında daha başıma birşey gelmedi demekki dalga geçmemek lazım yada büyük konuşmamak :)
 
Metrobüslerin henüz olmadığı bir zamandı. İşyeri beni bir sebepten Sultanbeyli'ye gönderdi. Yanlış hatırlamıyorsam şöyle gitmiştim. Yenibosna'dan Mecidiyeköy'e gittim. Oradan başka bir otobüse binip Altunizade'de indim. Sultanbeyli'ye giden, Altunizade'den geçen otobüsler varmış. Orada birine sordum. Adamın konuşması azıcık bozuktu. Ombülüsler gidiyor oraya. Ombülüse bineceksin dedi. Teşekkür ettim.

Durakta bekliyorum. Ombülüs bir türlü gelmiyor. Galiba değişik bir otobüs diyerek tam 45 dakika bekledim. Baktım gelmiyor. Hareket memurluğuna gittim.

-Pardon bir şey soracağım. Bu ombülüsler nasıl bir araba

dedim.

Adam yüzüme baktı boş boş. Ombülüs ne arkadaş dedi.

Ne biliyim. Birisi söyledi. Sultanbeyli'ye ombülüsler gidiyor. Onlara bineceksin diye söyledi dedim.

Hareket memuru indirici darbeyi vurdu.

Arkadaşım. Sultanbeyli'ye 11üs hat numaralı arabalar gider. Sakın 11üs sözünü ombülüs anlamış olmayasın. Ombülüs diye bir taşıt yok. dedi.

Bembeyaz olmuştum. Çünkü durakta beklediğim 45 dakika içinde 2 tane 11üs hat nolu araba geçip gitmişti.

Rezil olmuştum.
 
Metrobüslerin henüz olmadığı bir zamandı. İşyeri beni bir sebepten Sultanbeyli'ye gönderdi. Yanlış hatırlamıyorsam şöyle gitmiştim. Yenibosna'dan Mecidiyeköy'e gittim. Oradan başka bir otobüse binip Altunizade'de indim. Sultanbeyli'ye giden, Altunizade'den geçen otobüsler varmış. Orada birine sordum. Adamın konuşması azıcık bozuktu. Ombülüsler gidiyor oraya. Ombülüse bineceksin dedi. Teşekkür ettim.

Durakta bekliyorum. Ombülüs bir türlü gelmiyor. Galiba değişik bir otobüs diyerek tam 45 dakika bekledim. Baktım gelmiyor. Hareket memurluğuna gittim.

-Pardon bir şey soracağım. Bu ombülüsler nasıl bir araba

dedim.

Adam yüzüme baktı boş boş. Ombülüs ne arkadaş dedi.

Ne biliyim. Birisi söyledi. Sultanbeyli'ye ombülüsler gidiyor. Onlara bineceksin diye söyledi dedim.

Hareket memuru indirici darbeyi vurdu.

Arkadaşım. Sultanbeyli'ye 11üs hat numaralı arabalar gider. Sakın 11üs sözünü ombülüs anlamış olmayasın. Ombülüs diye bir taşıt yok. dedi.

Bembeyaz olmuştum. Çünkü durakta beklediğim 45 dakika içinde 2 tane 11üs hat nolu araba geçip gitmişti.

Rezil olmuştum.
Bende tam okumadan ombülüs ne diye aratıyorum. Bakıyorum yok. :D 17749050582584053826697066402699.webp
 
Çünkü durakta beklediğim 45 dakika içinde 2 tane 11üs hat nolu araba geçip gitmişti.
O zaman otobüslerde dijital tabela yoktu ondan 11ÜS geçse bile kağıt tabelada Sultanbeyli küçük yazar ondan dolayı göremediniz herhalde Sultanbeyli yazısını. Eğer otobüslerin dijital tabelası olsaydı o zaman herhalde 11ÜS Sultanbeyli Üsküdar tabelasını rahatça görür direkt binerdiniz.
 
Geçmişte çalıştığım şirket otomobil satardı. Kia, Subaru ve Citroen'leri uzun süre biz sattık.

Sene 1996. Yine bir gün müşteriler geldi. Hemen teslim araba satış anlaşması yapıldı. 3 adet Kia kamyonet teslimatı yapacağız. Galerinin önünde bordo bir Doğan L var. Onunla gideceksiniz. Bu da anahtarı dedi patron. Arada 2. el otomobil filan da satıyoruz. Böyle arabalar sık gelirdi. Konsinye bırakılırdı.

Bindim Doğanın şoför koltuğuna. Kullanmaya başladım. Arabada benden başka 4 kişi daha var. 20 km uzaktaki araç deposuna gidiyoruz. Fakat Doğan öyle rezil kullanılmış ki, debriyaj taaa yukarıda kavrıyor. Direksiyonda aşırı boşluk var. Vites langur lungur oynuyor.

Ben söylenmeye başladım. Bunu sahibi ne biçim kullanmış. Böyle rezil halde araba mı kullanılır. Hiç bakım yapmıyor mu. Tam sopalık adam şeklinde konuşuyorum yanımdakilere.

Depoya vardık. Evrakları verdik. 3 adet kamyoneti aldık. Siz kamyonetleri alın. Ben Doğanı götürecem dedim. Adamlardan biri dedi ki: Hayır. Sen de kamyonetlerden birine bineceksin. Doğan ile ben giderim.

Doğan galerinin arabası. Onu veremem. Kusura bakmayın dedim.

Adam dedi ki: Asıl sen kusura bakma arkadaş. Çünkü Doğan galerinizin değil. Benim.

Feci rezil olmuştum. Yer yarılsa içine girecektim. Çünkü 20 km yolda 20 laf saymıştım adama bilmeden. Adam yine de gıkını bile çıkarmamıştı.
 
Sene 1989. 14 Ağustos Pazartesi. Konya'dan İstanbul'a gideceğim. Konya otogarı o senelerde şimdiki Kule Site binasının olduğu yerdeki arazideydi. Gündüz bilet almaya gittim. Gişe memuruna 1-2-3 veya 4 numaralı koltuklardan birini istediğimi söyledim. Hepsinin dolu olduğunu söyledi. O zaman 6 veya 7 numaralı koltuğu verin dedim. 4. sıraya kadar dolu dedi. Bana 16 numaralı koltuğu verdi.

Akşam oldu. Kalkış saati yaklaştı. Otobüse bindim. Koltuğuma yerleştim. Otururken yaşlı bir karı koca geldi. 15-16 numaranın kendilerinin olduğunu söyledi. Ben de biletimi gösterdim. Yer benim dedim. Onlar da gösterdi. 16 numara iki kere satılmış. Yazıhaneye gittik. Görevli bizimle otobüse geldi. Yerleri kontrol etti. Bana dedi ki: 04 numaralı koltuk boş. Oraya oturur musun.

Bir anda şok oldum. Israrla istediğim yeri gündüz vermeyen adam şimdi o yeri kendi teklif ediyor. Gıcıklık yapıp kabul etmeyecektim ama yaşlı karı kocanın işi görülsün diye kabul ettim. 04 numarada İstanbul'a kadar geldim.
 
Sene 1992. 22 Ağustos Cumartesi.

Yine Konya'dan İstanbul'a geleceğim. Özkaymak yazıhanesine gittim. Yazıhanedeki biletçi ile pazarlık ettim. Otobüs V8 olacak dedim. Zaten V8 beyefendi dedi. V8 deyince akla O303'ler gelirdi. Otobüs O302S olmasın diye V8 şeklinde vurgulamıştım. Bileti aldım. 01 numaralı koltuk.

Akşam otogara gittim. Biraz erken gittim. Peronlar boş. Derken otobüsler perona gelmeye başladı. Otobüsler yanaştı. Nereye gideceğini gösteren tabelalar ön camlara kondu. Şok oldum. Çünkü İzmir'e, Antalya'ya, Adana'ya gidecek olan otobüsler O303 idi. İstanbul'a gidecek olan otobüs Mitsubishi Maraton.

Koşa koşa yazıhaneye gittim. Gündüz bilet satan adam orada. Beni hatırladın mı dedim. Kendimi hatırlattım.

Hani otobüs V8 idi. dedim. V8 abi dedi. Ya ne V8'i. Otobüs Maraton dedim. Maratonlar da V8 abi dedi.

Tepemden aşağı kaynar su dökülmüş gibi oldum. Teknik olarak adam haklıydı. O araba ile sağlı sollu yaylana yaylana İstanbul'a geldim.
 
Tarih 2024 Yaz aylarındaydı.

Üniversitemin ilk yılı bitmiş yaz tatilindeyim. KYK burs alıyorum ve o gün bursum yatmıştı. Gün içerisinde de parayı çekemedim. O aralar da sizlere anlattığım kız arkadaşıma hoşlantım yeni başlamış evde tabiri caizse kelebekler uçuştuğu için duramıyorum. İlla kulaklık takıp yürüyerek müzik dinlemem gerekiyor. O an aklıma parayı çekmek geldi. Annem dedi gece gece napcan parayı boşver çıkma başına bir şey gelecek göreceksin dedi. Bende dedim altı üstü atm'ye gidiyorum başıma ne gelebilirim diyip çıktım. Daha fazla müzik dinlemek adına yolu uzatarak gittim.

Kulağımda kulaklık son ses müzik açık atmye kartımı taktım. Arkama atmnin dibine plakası sökülmüş beyaz passat yanaştı ve durdu. Ardıdan silah ateşleme sesleri geldi. Bende kulaklık var diye bu sesler bastırılmış geldi ve bir mahalle de asker eğlencesi var sandım. Ciddiye almadım ancak solumdaki atmde işlem yapan bir abla bağırarak depar atmaya başlayınca dedim bir şeyler oluyor kaçmalıyım. Arkamı döndüm aracın ön camı delik deşik edilmiş yan aynalara kadar kurşunlanmış, haber sitesine göre de 30 boş kovan bulunmuş.

Bir kaçışım ve kombinim var güvenlik kayıtları yayınlansa gülmekten ölürsünüz. Üstümde pembe tişört, altımda yazlık deniz şortu ve parmak arası terlik. Parmak arası terlikle bir şey korkusundan öyle bir kaçıyorum ki sanki ayağımda ayakkabı var sanarsınız. Sonra bir mahalleye sığındım. Meraklılar pencerelerine çıktı 50 tane soru sordular noluyor falan diye. Bende anlattım arabayı kurşunladılar diye. Sonra silah sesleri kesilince atmye geri döndüm. Çünkü KYK parasını çektiğim kart atmde takılı kalmıştı ancak atm uzun süre işlem yapmadığım için kartımı yutmuş.

Olay yerine geri gittiğimde başka bir abi arkasındaki arabada ölmüş insanlar varken para çekiyordu. (orası ayrı bir değişikti) ATM'den elim boş ayrılınca da mecbur eve geri döndüm. Büyük bir ironiktir ki giderken "Bu akşam ölürüm" şarkısını dinliyordum :D bazen dinlediğimiz şarkılara dikkat etmek gerekiyor ve aşkınızı gece vakitleri evde yaşamamak gerekiyormuş. En önemlisi de anne sözü dinlemek gerekiyormuş. Gece gece nakite ihtiyacınız yoksa para çekmeyin :D

 
Son düzenleme:
Çok kısa bir anım var. Aklıma geldikçe gülerim.

Alanya'da plajda yürüyoruz. Üzerimde tişort, altımda dizinde Fenerbahçe amblemi olan bir eşofman var. Yanımdaki arkadaşın üzerinde atlet, altında şort var. Öyle yürüyoruz kumsal boyu sıcak kumların üzerinde. Karşıdan bir güvenlikçi bayan yaklaştı. Belinde jopu, elinde telsizi ile yanımıza geldi. Merhaba dedi. Merhaba dedik. Bana dedi ki: Beyefendi kumsalda bu kıyafetle yürüyemezsiniz dedi. Nasıl yani. Anlamadım dedim. Etrafınıza bakın. Herkes çıplak. Siz giyinik halde bu şekilde yürüyemezsiniz dedi. Ne yapıcam peki dedim. Ya plajdan çıkın. Ya da etrafınızdakiler gibi soyunun dedi.

Bunu bir bayandan duymak şok edici idi. Yok, tamam. Biz gidiyoruz zaten dedim. Tamam dedi. Uzaktan uzaktan göz ucuyla bizi takip ediyordu. Az daha durup ayrıldık.
 
Son düzenleme:
2016 yazıydı halam ve rahmetli babaannem Altınoluk'taki yazlığa gitmişlerdi ben ve annemde 10 günlüğüne onların yanına kalmaya gitmiştik. Ben ve annem onlardan bir 10 gün daha erken dönecektik ve bizi otogara bıraktılar. Bileti Truva Turizm'den almıştık ve otobüs perona girdi. Otobüs 2016 Travego'ydu o zaman o kasası yeni çıkmış. Her ne kadar ulaşım araçlarıyla ilgilenen biri bile olsam Travego'nun yeni kasası çıktığını bilmiyordum o zaman yaşım küçük olunca daha az ilgileniyordum. Otobüsün otogara girişini görünce Allah Allah bu otobüs nasıl bir otobüs demiştim sonra Tekirdağ'da molada otobüsteki Travego yazısını görünce bu nasıl Travego ya demiştim ve eve gidince internetten bakınca gördüm Travego'nun yeni kasasıymış ama ne şaşırmıştım.

2019 Ocak'ta düğün için ara tatilde ben, annem, anneannem, teyzem, eniştem, yengem ve kuzenlerim Anamur'a gitmiştik. Antalya'ya uçakla gitmiştik oradan da araç VİP tarzı araç kiralayıp Anamur'a gitmiştik. Düğün sonrası ise Antalya'ya dönerken biletleri ayarlayan kuzenim 18.30'da uçak kalkacak demişti bende Flightradar 24 uygulamasında uçak modeli ne diye bakmıştım ve A330'u görünce çok sevinmiştim iç hatta geniş gövde gelecek diye meğer aynı saatte 2 uçuş varmış birisi Atatürk Havalimanına diğeri de İstanbul Havalimanına uçuyormuş(o zaman iki havalimanı da aktifti) kuzenim ise İstanbul Havalimanına uçacak olan seferden almış daha ucuz diye o uçakta A320'ydi. Terminalde A320'yi görünce moralim bozulmuştu ve bir anlık sevincim hayal kırıklığı olmuştu.

2019 Şubat'ın ortalarıydı. Okuldan gelmiştim ve üstümü değiştirip balkona çıkmıştım. O zaman internetimizde arıza vardı ve geçici süreliğine yan binamızda yaşayan komşumuzun internetine bağlanıyordum ve internetleri balkondan çektiği için balkona çıkıyordum. O günde balkona çıkmıştım ve çıkalı birkaç dakika olmuştu üst komşumuz balkonunda sert bir şey düşürmüştü ve güm diye ses duyuldu. O an aklıma herhalde kolonlar patladı bina çökecek zannetmiştim çünkü daha 1-2 hafta önce Kartal Orhantepe'de Yeşilyurt Apartmanı çökmüştü o olayın etkisinden dolayı öyle zannetmiştim. Hemen koşa koşa sığınağa inip kolonlara bakacaktım bir şey mi oldu diye hemen sığınağa indim baktım kolonlarda bir şey yok sonra anladım ki üst komşu bir şeyler düşürdü. Ama ne korkmuştum o gün.
 
2023 Mayıs ayıydı. Anneannemin Zeytinburnu'nda kentsel dönüşüme giren evinin inşaatı bitmişti ve anneannemin taşınmasına yardım etmek için sabah erken saatte annem kalkıp anneanneme gitmişti. Bende o gün geç kalkmıştım 12.00 gibiydi ve az bir şey yedim evde sonra bende yardım için anneanneme gittim. Seyitnizam Akşemsettin tramvay durağında inip anneannemin evine yürürken orada bir pide salonu vardı bir lahmacun alayım ve paket yapıp anneannnemin evde yiyeyim dedim. Adam yanlışlıkla bana lahmacun yerine kıymalı pide vermiş ama farketmedim hatta eve gidip yiyorum yerken farkettim ben lahmacun istemiştim de kıymalı pide vermiş yanlışlıkla diye. Yemeği yiyince hemen pide salonuna gittim lahmacun 30tl, kıymalı pide de 90tl'ydi o zaman kalan 60tl'yi ödeyeyim dedim ama adam kabul etmemişti.
 
2023 Mayıs ayıydı. Anneannemin Zeytinburnu'nda kentsel dönüşüme giren evinin inşaatı bitmişti ve anneannemin taşınmasına yardım etmek için sabah erken saatte annem kalkıp anneanneme gitmişti. Bende o gün geç kalkmıştım 12.00 gibiydi ve az bir şey yedim evde sonra bende yardım için anneanneme gittim. Seyitnizam Akşemsettin tramvay durağında inip anneannemin evine yürürken orada bir pide salonu vardı bir lahmacun alayım ve paket yapıp anneannnemin evde yiyeyim dedim. Adam yanlışlıkla bana lahmacun yerine kıymalı pide vermiş ama farketmedim hatta eve gidip yiyorum yerken farkettim ben lahmacun istemiştim de kıymalı pide vermiş yanlışlıkla diye. Yemeği yiyince hemen pide salonuna gittim lahmacun 30tl, kıymalı pide de 90tl'ydi o zaman kalan 60tl'yi ödeyeyim dedim ama adam kabul etmemişti.
Tebrik ederim. Güzel bir davranış.👋👋
 
1990'lı senelerdi. Bakırköy-Bağcılar minibüsüne bindim. Bağcılar'a yakın Ulucami'yi geçince Hocabakkal durağı var. Minibüste şoför hariç 2 kişiyiz. Ön koltuk 3 kişilik. Diğer koltuklar 2 kişilik. Magırus marka minibüs. Hocabakkal'dan bir kadın bindi. Öne geldi. Bana ileri gitsene dedi. Şaşırdım. Solumdaki yolcuya biraz yanaştım. O da yanıma oturdu. Şoför, bir sürü boş koltuk var abla. Onlara oturabilirsin dedi.

Sana ne be. İstediğim yere otururum dedi kadın. Şok olmuştuk. Parayı verirken de atarak verdi. Zaten eksik para verdi. Şoför uğraşmak istemedi.

Başka bir zaman belediye otobüsü ile Topkapı durağına geldik. Bi baktım. Aynı kadın duraktan otobüse bindi. Kart göstermeden, bilet atmadan arkaya yürüdü. Şoför uyardı. Bilet atmadınız hanımefendi dedi. Şoförün yanına geldi. Yok biletim naapıyım dedi. Sonra da binmiyorum dedi. Arabadan indi. Şoför hasta olduğunu anladı. Gel dedi. Tamam dedi. Bilet istemiyorum. İstediğin yere kadar götürecem dedi.

Kadın inat etti. Binmedi. Biz yolumuza devam ettik.

Başka bir zaman yine belediye otobüsü ile gidiyorum. Yine Topkapı'ya geldik. Tesadüfe bakın ki, yine aynı kadın. Yine otobüse bindi. Ve yine bilet atmadı. Şoför uyardı. Şoföre kızdı. Tamam be. Atacam. Bekle dedi. Gözüne kestirmiş gibi o kadar yolcunun içinde direkt bana geldi.

Bilet versene bana dedi. Verir misin değil haa. Versene dedi. Bende de kırmızı veya pembe renkte öğrenci biletleri vardı. Verdim. En öne gitti. Kumbaraya attı. Başka bir yere geçti. Kadının biri bana dedi ki: Evladım. Parasını vermedi dedi.

Aman abla. Uzak dursun. Para mara istemem. Bizim oraya yakın oturuyor. Hasta o dedim.

Sonra Yusuf Paşa durağına geldik. Kadın otobüsten indi. Orada, el arabasında iç çamaşırları satan bir adam vardı. Arabanın başına vardı. Biz daha hareket etmemiştik. Her şeyi görüyordum. Arabadan bir tane sütyen aldı. Kendi üzerine tuttu. Nasıl, Yakıştı mı diye adama sordu. Adamın halinden şaşkınlık yaşadığı belli idi. Ne cevap verdi. Bilmiyorum. O anda kapılar kapandı. Hareket ettik.
 
Bir bayram günü idi. Bağcılar'dan, en baş duraktan belediye otobüsüne bindim. Bağcılar 92 Eminönü hatlı otobüs. Biraz gittik. Bir kadın bindi. Otobüs ile Eminönü'ne kadar gittim. Son durakta inip koşa koşa gittim. Haydarpaşa'ya giden vapura bindim. Denizi seyrediyordum. Biraz üşür gibi oldum. Kapalı kabine geçtim. Aaa. Bi baktım. Aynı kadın. Tesadüfe bak dedim. Haydarpaşa'ya geldik. Vapuran indim. Koşa koşa bilet kulübesine gidip banliyö tren bileti aldım. Gebze'deki arkadaşın yanına gideceğim. Bir vagona geçip oturdum. Hareket ettik. bir kaç istasyon gittik. Yaşlı bir kadın bindi. Kalktım yerimden. Kadına yer verdim.

Yerimden ayağa kalkınca aynı kadını bir daha gördüm. Ohaa. tesadüfün de bu kadarı dedim. Kendi kendime tebessüm ettim.

Bayağı bir istasyon gittik. Kontrolör geldi. Biletleri kontrol ediyor. Bana geldi. Biletimi kontrol etti. Sonra bana yavaşça dedi ki: Delikanlı. Şuradaki kadın senden şikayetçi. Yola çıktığınızdan beri onu takip ediyormuşsun dedi. Bu arada benim yaşım 17. Kadının yaşı 60'lara yakın. Yaşlı gibi.

Neeee dedim adama. Ya ben önce taşıtlara biniyorum. Benim bindiğim taşıtlara o sonradan gelip biniyor dedim. Tam bu arada kadın yüksek sesle bana çemkirmeye başladı. Terbiyesiz. Ahlaksız. Irz düşmanı. Neden beni takip ediyorsun. Trenden inince seni polise şikayet edeceğim. Daha başka şeyler de söyledi.

Kontrolör bana dedi ki: Delikanlı. Temiz birine benziyorsun. Sana inanıyorum. Ama yine de sana tavsiyem: Vagon değiştir. Uzaklaş bu kadından dedi.

Ne vagon değiştirmesi abi. Tren değiştireceğim dedim. Tren durmaya yakın kadına dedim ki: Aradığın her neyse, o bende yok. Aradığını git başka yerde bul dedim. Trenden indim. O hala polise şikayet edeceğim. Göreceksin diyordu. Dediğiyle kaldı.

Ondan yarım saat sonra gelen başka trene binip Gebze'ye gittim.
 
Okulumdan rapor alıp erken çıktığım bir gündü,.Sağlık ocağıma gitmek için o zaman Konak’tan 471 geçiyordu( günümüzde aynı hat sadece 2 alt sokaktan geçiyor)

Konak’tan bindim,Eşrefpaşa denilen yaşlılar semtine gelir gelmez (ki o gün Şirinyer’de pazar kuruluyor) herkes oraya gidiyor. Yaşlının biri kalk deyince tepem attı,” başım dönüyor fren yaparsa yere düşerim” dedim.Kadın içerledi. Aynı durakta (Şirinyer İzban)indik ve “git özel araçla ya da taksi çağır otobüsü işgal ediyorsunuz ayakta gidiyoruz” dedi. O zaman daha haftalık ücret almıyordum yani nasıl yapabilirdim diyecektim ki akşam izlediğim rahmetli İlber Ortaylı hocamızın lafı aklıma geldi, cahille sohbeti kestim, diye. Onu uygulayıp yoluma devam ettim (ki bu arada o zamanda aracın nasıl gittiğini pek bilemediğimden normalinden 2 durak önce inmiştim :) ama oradan 818’e bindim ve indim[gerçek inmem gereken yerde]
 
Fiziken çok güzel olan, iki üç aydır konuştuğumuz ve aramızın çok iyi olduğu bir kız arkadaşım vardı. Yanıma gelip "sana bir şey diyeceğim ve yüzde 99 ihtimalle benden ayrılacaksın" dedi. Merakla "söyle bakalım, belki yüzde 1 lik seçenek gerçekleşir " Dedim. Daha önce evlenip boşanmış.

Ben de Yüzde 99 luk ihtimali gerçekleştirdim
 
2011 senesi idi. 20 Ekim 2011 Perşembe. Karaman'a Teyzemin cenazesine gidiyorum. Kardeşim yanımda. Kendi özel arabamla gidiyoruz. Ben otoban seyahati sevmem. Arka yolları, dağ yollarını severim. Pamukova'dan sonra Mekece var. Orayı da geçince yol Sakarya nehrinin üzerinden geçen bir köprü ile yeni yola bağlanıyor. Köprüye çıkmayıp sağdan Osmaneli, Bursa, İznik tabelasına saparsanız Osmaneli'ye giden 15 km'lik dağ yoluna giriyorsunuz. Eskiden şehirlerarası yol orasıydı. Ben de oraya saptım. Dağ yoluna girdim. Bir kaç km gittik. Bir adam el etti. Durduk. Bindi. Selamün aleyküm. Aleykümselam filan. Sohbete başladık. Adam YHT tren yolu inşaatında çalışıyormuş. O zamanlarda YHT henüz seferlere başlamamıştı. Osmaneli'ye giden şantiye servisini kaçırmış. Otostop yap. Git demişler. Bir iki km yürümüş. Hiç araba gelmemiş.

Biz de Karaman'a, teyzemizin cenazesine gidiyoruz dedik. Adam bize dedi ki: Abicim. Karaman'a neden bu yoldan gidiyorsunuz. İstanbul-Ankara otobanından veya yeni yapılan yoldan gitseydiniz ya dedi.

Biz otoban sevmiyoruz. Arka yolları, dağ yollarını seviyoruz dedim. Sonra da içimden ilave ettim.

Ulan hıyarağası. Biz bu dağ yoluna girmeseydik arabanın binde bir geçtiği bu yolda sen kilometrelerce yolu nasıl gidecektin.

dedim.
 
Geri
Üst Alt