Tarsus gibi tarihi, kültürel ve doğal zenginliği bu kadar yüksek bir yerleşim yerinin turizmde hâlâ “potansiyel” olarak anılması sizce de trajikomik değil mi? Aziz Pavlus Kuyusu’ndan Kleopatra Kapısı’na, Gözlükule’den Tarsus Şelalesi’ne kadar bu kadar güçlü bir tarihsel ve doğal mirasa sahip bir ilçe nasıl olur da turizm pastasından bu kadar küçük bir pay alır?
Bence artık “potansiyel var ama…” cümlesini bırakıp asıl soruyu sormamız gerekiyor: Tarsus’ta turizm neden gelişmedi?
Bir yerde turizmden söz edebilmek için önce konaklama altyapısına bakılır. Tarsus’ta ulusal ya da uluslararası bilinirliği olan otel zincirleri neredeyse yok. “Luxury sistem” otelciliğin ise adı bile geçmiyor. Bölgeye üst segment turist çekmek gibi bir vizyon zaten ortada görünmüyor.
Peki tarihi dokuyla bütünleşmiş butik otelcilik? O da son derece sınırlı. Oysa Tarsus’un eski sokakları, avlulu taş evleri, restore edilse dünya çapında butik otel deneyimi sunabilecek nitelikte. Ama bu potansiyel değerlendirilmiyor. Gelen ziyaretçi günübirlik gelip gidiyor; ilçede geceleme oranı düşük kalıyor. Çünkü kalacak yer yok, olsa da deneyim sunan yer sayısı çok az.
Turizmin temel kuralıdır: Geceleme yoksa ekonomik katkı da sınırlıdır. Tarsus bu döngüyü bir türlü kıramadı.
Turizm sadece tarihi eser gezmek değildir. Deneyimdir. Akşam ne yapacağım sorusuna cevap veremeyen bir yer, turist tutamaz.
Bu kadar zengin mutfağa sahip bir ilçenin gastronomi turizminde söz sahibi olmaması da ayrı bir çelişki. Humusu, kebabı, yerel tatlıları var ama bunlar markalaşmış bir turizm deneyimine dönüştürülememiş.
Dikkat ettiniz mi? Birçok kültür turu programında Tarsus ya hiç yok ya da “mola verilip 1-2 nokta gezilen” bir durak.
Yurtiçi ve yurtdışı seyahat acentaları, tur operatörleri Tarsus’a eser miktarda bile önem vermiyor. Oysa dini turizm açısından uluslararası bir değer söz konusu. Aziz Pavlus gibi bir figür birçok yer için başlı başına turizm lokomotifi olurdu.
Demek ki sorun sadece potansiyel değil, pazarlama ve strateji eksikliği. Tarsus bir destinasyon olarak konumlandırılmamış. Bir merkez değil, hep bir “ara durak” olmuş.
Burada suçu sadece özel sektöre atmak kolaycılık olur. Geçmişten bugüne turizm politikalarında ciddi bir vizyon eksikliği olduğu açık.
Çoğu girişim ya yarım kalmış ya da sürdürülebilir olmamış. Mersin büyükşehir belediyesi öncülüğünde yapılan Tarsus Yarı Maratonu ve çeşitli şenlikler elbette kıymetli. Ancak bunların etkisi bir yere kadar. Bir hafta sonu doluluk yaratmak, kalıcı turizm stratejisi değildir. Etkinlik turizmi destekleyicidir ama tek başına taşıyıcı kolon olamaz.
Belki de en önemli nokta şu: Tarsus’ta yaşayanlar bu konuda yeterince gür sesle itiraz ediyor mu?
“Bu ilçe daha fazlasını hak ediyor” diyen güçlü bir kamuoyu baskısı var mı?
Turizm sadece belediyenin ya da yatırımcının işi değil. Bulunulan yerin sahiplenilmesi gerekir. Tarihine, sokaklarına, kültürel kimliğine sahip çıkan, turizm vizyonu talep eden bir yerel bilinç olmadan dönüşüm zor.
Tarsus; tarihi değerleri, doğal güzellikleri, dini mirası, gastronomisi ve coğrafi konumuyla çok daha farklı bir yerde olabilirdi. Ama bugün hâlâ turizmde hak ettiği noktada değil.
Sorun potansiyel eksikliği değil.
Sorun vizyon eksikliği.
Sorun planlama eksikliği.
Sorun markalaşma eksikliği.
Ve belki de en önemlisi, yıllardır süren “idare etme” kültürü.
Artık “Tarsus’un turizm potansiyeli var” demek yerine, “Bu potansiyeli neden hayata geçiremiyoruz?” sorusunu daha yüksek sesle sormanın zamanı gelmedi mi?
Bence artık “potansiyel var ama…” cümlesini bırakıp asıl soruyu sormamız gerekiyor: Tarsus’ta turizm neden gelişmedi?
1. Konaklama Altyapısı: Zincir Otel Yok, Luxury Sistem Yok, Butik Otel Yok Denilecek Kadar Az
Bir yerde turizmden söz edebilmek için önce konaklama altyapısına bakılır. Tarsus’ta ulusal ya da uluslararası bilinirliği olan otel zincirleri neredeyse yok. “Luxury sistem” otelciliğin ise adı bile geçmiyor. Bölgeye üst segment turist çekmek gibi bir vizyon zaten ortada görünmüyor.
Peki tarihi dokuyla bütünleşmiş butik otelcilik? O da son derece sınırlı. Oysa Tarsus’un eski sokakları, avlulu taş evleri, restore edilse dünya çapında butik otel deneyimi sunabilecek nitelikte. Ama bu potansiyel değerlendirilmiyor. Gelen ziyaretçi günübirlik gelip gidiyor; ilçede geceleme oranı düşük kalıyor. Çünkü kalacak yer yok, olsa da deneyim sunan yer sayısı çok az.
Turizmin temel kuralıdır: Geceleme yoksa ekonomik katkı da sınırlıdır. Tarsus bu döngüyü bir türlü kıramadı.
2. Fine Dining Yok, Turistik Sokak Yok, Eğlence Kültürü Yok
Turizm sadece tarihi eser gezmek değildir. Deneyimdir. Akşam ne yapacağım sorusuna cevap veremeyen bir yer, turist tutamaz.
- Fine dining konseptte, gastronomiyi bir deneyime dönüştüren restoranlar yok denecek kadar az.
- Yöre ile özdeşleşmiş, “Bu sokağa gitmeden dönmeyin” denilecek bir turistik sokak yok.
- Canlı müzikli, nitelikli eğlence mekanları yok.
- Akşam 9’dan sonra merkezdeki cazibe hızla düşüyor.
Bu kadar zengin mutfağa sahip bir ilçenin gastronomi turizminde söz sahibi olmaması da ayrı bir çelişki. Humusu, kebabı, yerel tatlıları var ama bunlar markalaşmış bir turizm deneyimine dönüştürülememiş.
3. Tur Programlarında Tarsus’un Yeri: “Uğranıp Geçilen” İlçe
Dikkat ettiniz mi? Birçok kültür turu programında Tarsus ya hiç yok ya da “mola verilip 1-2 nokta gezilen” bir durak.
Yurtiçi ve yurtdışı seyahat acentaları, tur operatörleri Tarsus’a eser miktarda bile önem vermiyor. Oysa dini turizm açısından uluslararası bir değer söz konusu. Aziz Pavlus gibi bir figür birçok yer için başlı başına turizm lokomotifi olurdu.
Demek ki sorun sadece potansiyel değil, pazarlama ve strateji eksikliği. Tarsus bir destinasyon olarak konumlandırılmamış. Bir merkez değil, hep bir “ara durak” olmuş.
4. Turizm Politikaları: Yıllardır Süren Strateji Eksikliği
Burada suçu sadece özel sektöre atmak kolaycılık olur. Geçmişten bugüne turizm politikalarında ciddi bir vizyon eksikliği olduğu açık.
- Uzun vadeli bir turizm master planı var mı?
- Yatırımcıyı çekecek teşvikler yeterli mi?
- Tarihi yapıların turizme kazandırılması konusunda planlı bir dönüşüm yapılmış mı?
Çoğu girişim ya yarım kalmış ya da sürdürülebilir olmamış. Mersin büyükşehir belediyesi öncülüğünde yapılan Tarsus Yarı Maratonu ve çeşitli şenlikler elbette kıymetli. Ancak bunların etkisi bir yere kadar. Bir hafta sonu doluluk yaratmak, kalıcı turizm stratejisi değildir. Etkinlik turizmi destekleyicidir ama tek başına taşıyıcı kolon olamaz.
5. Tarsus’ta Yaşayanlar da Daha Gür Sesle Konuşmalı
Belki de en önemli nokta şu: Tarsus’ta yaşayanlar bu konuda yeterince gür sesle itiraz ediyor mu?
“Bu ilçe daha fazlasını hak ediyor” diyen güçlü bir kamuoyu baskısı var mı?
Turizm sadece belediyenin ya da yatırımcının işi değil. Bulunulan yerin sahiplenilmesi gerekir. Tarihine, sokaklarına, kültürel kimliğine sahip çıkan, turizm vizyonu talep eden bir yerel bilinç olmadan dönüşüm zor.
Sonuç: Hak Edilen Yerde Değil
Tarsus; tarihi değerleri, doğal güzellikleri, dini mirası, gastronomisi ve coğrafi konumuyla çok daha farklı bir yerde olabilirdi. Ama bugün hâlâ turizmde hak ettiği noktada değil.
Sorun potansiyel eksikliği değil.
Sorun vizyon eksikliği.
Sorun planlama eksikliği.
Sorun markalaşma eksikliği.
Ve belki de en önemlisi, yıllardır süren “idare etme” kültürü.
Artık “Tarsus’un turizm potansiyeli var” demek yerine, “Bu potansiyeli neden hayata geçiremiyoruz?” sorusunu daha yüksek sesle sormanın zamanı gelmedi mi?